Köşe Yazılarım

HAYRANLIK: SEVGİNİN İSRAFI

Hayranlık bu çağın en çılgın duygularındandır. Hayran olmak için öncelikle sevmek gerekir, sevmeden hayran olanlar var. Sevmek ve sevginin varlığından bahsetmek için görmek, duymak, hissetmek ve bilmek gerekir. Bilmeden, inanmadan duyulan sevgi ne kadar gerçekçidir? Ya da bu sevginin sürekliliği ne kadar olur? Tam da bu noktada sorgulanması gereken, ama sorgulamaktan kaçınılan bir soruyu sormuş oluyoruz? İçinde yaşadığımız zamanda (güya) o kadar çok şey biliyor ve tanıyoruz ki bu da hayran olanların ve olunanların sayısını artırıyor. Hayran olmanın da içi boşaltıldı. Aslında hayranlık, sevginin ve muhabbetin içini boşaltmış oluyor. Kabına sığmayan, taşan sevginin ifadesidir hayranlık. Bu manada boşa giden, israf olan bir sevgiden bahsedebiliriz.
İnsan neye, neden hayran olduğunu çok iyi sorgulamalıdır. Çünkü insan sevdiği ile beraberdir buyrulmuştur. Kişi kimi ve ne kadar sevdiğini düşünmelidir. Şu sorulabilir: sevginin üzerine düşünülebilir mi? Evet aslında şeytani olmayan sevgiler düşünce ile doğrulanabilir! Ancak dünyalık ve nefsani sevgilerde şeytan ve şeytanın yaverlerinin parmağı olduğundan üzerine düşünülemezmiş gibi bir hissiyat oluşuyor. Üzerinde düşünülmeyen, hakkında düşünmeye tahammülü olmayan bir sevgi ne kadar insanidir? Çünkü insanı düşünme üzere yaratılmıştır ve bu yaratılışı ile diğer varlıklardan ayrılmaktadır. Yani sevgi öyle bir sevgi olmalı ki insanın yaratılışına uygun olmalıdır. Yaratılış gayesine aykırı olan bir sevgi o insanı ne kadar yaşayan bir insan yapar? Yaşayan bir ölü misali, hayatları mahvolmuş sevgi esirlerini görürüz. Sevgi esirlikse ve diri diri insanı yakan ve çaresiz bırakan bir his ise o zaman o sevginin ilahi bir sevgi olmadığı sonucuna da ulaşamaz mıyız?
Her şeyin bir sınırı olduğu gibi sevginin de bir sınırı ve tanımı olmalı. Sevginin karakteri ve nesebi olmalı. Soylu ve asil olan sevgi mi? Yoksa ortalık malı olmuş, ayaklara düşmüş bir sevgi mi? Daha sevgisinin kaynağını ve tarafını tam belirlemeden “ben ona, buna hayranıyım” naraları atmak ise fazlasıyla bu sevgi işinin çığırından çıktığının izahıdır. Demekki sevginin sınırı çoktan aşılmış. Haliyle bu durum oldukça vahimdir.
Bir ergen genç kız diyor ki: “ x şarkıcısına sahneden kalp yaptım, oda bana kalp yaptı. Hayallerim gerçekleşti, Allah herkese nasip etsin!”, bu duaya amin diyen insanlarda var! Bu örnek milyonlarca hayranlık unsuru içeren cümlelerden bir tanesidir. Durumun vahim olan yanlarından biri de duanın yüceliğini böylesi bir duruma malzeme yapacak kadar akıl ve düşünce zafiyeti çekmek. İnsanımız ve gençler ne zamandır bu akıl kabızlığını çekiyorlar? Şüphesiz bu acı hastalığın farkında da değiller. Farkında olsalar düşünmüş olurlardı, düşünselerdi zaten böyle olmazdı. Ne zaman ve nasıl bizler bu boyutlara ulaştık? Hayranlık insanları sarhoş etmiş. Hayranlık; baş döndüren, şuur kapatan, insanı akıl şehrinden akılsızlık dağına kaldıran, insana dair her şeye zarar veren bu denli yıkıcı bir kavram. İnsanın düşünce mekanizmasına çöken bir ur gibi de tanımlanabilir. Düşünce bağışıklığını çökertmiş bir hastalıkla ancak insana yakışan bir düşünce metodu ile mücadele edebiliriz. İnsanı en iyi bilen ve kulu için en donanımlı yaşam kılavuzunu sunan Rabbine teslim olmuş ve kurtuluşun kapılarını aralayan bir düşünce tedavisine başvurmalıyız.

Bir Cevap Yazın