Köşe Yazılarım

KENDİ KURDUĞU KAPANA SIKIŞAN İNSANIN ÇIKMAZI

Mahremiyet tükendikçe, Sabırda tükeniyor!       

  

Sıralara dizilmiş hayatta,

Sabır,

Mesafelere mahkum, mesafelere  tutsak düştü.

Çağ insanının en kırılgan noktalarından birisi sabrı tavsiye edememek ve sabrı da hızlıca tüketmek. Herşeyin tüketime mahkum olduğu günümüzde sabırda tüketime kurban gitmektedir. Sabrın tavsiyesi ve sabretmenin azlığı insanları darlığa düşüren en önemli noktalardan birisidir.

Bu çağ insanının çok hızlı bir şekilde yaşaması sabrın önündeki en büyük engeldir. Sabır hızı kaldırmıyor. Ya da hızlı yaşayan insan sabrı anlamıyor. Biraz daha sakin yaşanabilse sabır gücü artacaktır.

Çatışmaların, kavgaların, anlaşmazlıkların, uyumsuzlukların en önemli sebebi sabır halinin hayata geçirilememesidir. Bu çağda insanlar daha çok iç içe ve daha çok yakın ilişkilerde bulunuyor. Bu yakınlık samimiyet ve sabrı yanında getirmiyor. Bu yakınlık eskinin uzak mesafelerdeki samimiyeti ile tamamen ters orantıda işliyor.

Yaşam koşulları ve insan nüfusunun artması, insanın tabii sınırlarını zorlarcasına yakın yaşama mecburiyetini inşa ediyor. Belli bir mahremiyet sınırı olması gerekirken, hem trafikte hem komşuluk ilişkilerinde mahremiyet derecesi oldukça kısıtlandı.

Yaşam şartlarının değişmesi aslında bir o kadar da sabrın sınırının ya da sabır eşiğinin azalmasını ortaya çıkardı. Maalesef mekansal mesafeyi korumakta aciz kalan, ya da acz edilen bir sabır sendromu yaşıyoruz. Yaşanılan bu sendromun en azından belli boyutlarda azaltılması için, sabır eğitimini aramızda artırmamız, sabrı aramızda yaymanın gayretinde olmalıyız.

Düşünsenize yüzyıl öncesinde daha az nüfus vardı,  yerleşim yerleri dağınıktı. İnsanların yaşam alanları apartmanlardan oluşmuyordu. İnsanlar bahçesi olan evlerde yaşıyordu. En yakın evler arasında bile metrelerce mesafeler vardı. Bahçe ve toprak kültürünün tükenmesiyle, mesafe ya da mahremiyet sınırlarıda azaldı. Haliyle Anadolu insanı betonun egemenliğinin arttığı hayatlarında mahremiyeti korumak adına bir son çaba olarak iki ev arasında mahremiyetin sembolü olarak adlandırabileceğimiz avlu ya da hayat denilen yaşam alanlarını devam ettirme çabasına düştü.

Artık günümüze gelince ne avlu ne de hayat denilen, insanın mahremiyetinde rahatça yaşayıp, konuşup-gülebildiği , kısaca mahremiyet muhafaza alanları da yok oldu.

Az zaman öncesinde toplu taşıma yoktu. İnsanlar topluca taşınmazdı. Şimdilerde en değerli olan insan kalabalıklara sıkıştı. İnsanı ayakta tıkış tıkış taşıyan, kadının erkeğin yan yana yolculuk yaptığı zamanlara geldik. Haliyle İlahi nizamın standartlarına aykırı yaşayan insan, zamanla bu aykırı durumun kıskacında kıvranır oldu. Kendi kurduğu kapana sıkışan insanın trajik çıkmazındayız.

Daha çok sabır gerektiren bu yaşam koşulları, sabrın bir anlık gafletle terkinde büyük sorunları ortaya çıkarır oldu.

Yine az zaman öncesinde, insanların hayatlarında sıra beklemekte yoktu. Herkes kapısının önünde bağlı duran merkebine (atına-eşeğine, devesine) biner, gideceği yere özgürce giderdi. Şimdilerde kendi bineği olan insanlar bile artık mecburiyet gereği toplu taşımayı tercih ediyor ve bu araçlara binebilmek için sıraya diziliyor.

Aynı şekilde, az zaman öncesinde herkesin evinin önünde yaz-kış kendine yetimlik sebzesi-meyvesi yetişir, dilediğinde, canı çektiğinde bunlara özgürce ulaşır ve tüketirdi. Mahremiyetin azalması aslında özgürlüğüde aldı elimizden.

Günümüzde gıda ihtiyacını tedarik etmek için insanlar, avm diye adlandırılan koca marketlerde sebzenin alımından, terazide tartımına,  fiyat etiketini yapıştırıp, ücretini ödeyeceği kasaya kadar sürekli sırada…

Yani sıraya dizilen insanın sabrı bu noktada sınanıyor. Sabrın-sabretmenin en çok önem kazandığı bir zamandayız. Tüm bu sıralanmalara, mahremiyet engellerine sabır gösteren insan bu çağın mutlu insanı olarak adlandırılabilir. Mutluluk sabrettiğin, sabrı tavsiye ettiğin ve sabrı yaydığın ölçüde oluyor. Yoksa en ufak sinir kıvılcımında zincirin halkaları kopuyor.

Mahremiyetin tüketimi, ve mahremiyetin değersizleşmesi ile sabırsızlık ortaya çıktı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir